İstanbul’un Sarıyer ilçesinde yer alan İTÜ İşletme Fakültesi için geliştirdiğimiz bu proje, mevcut kampüs dokusu ve tarihi yapılar ile kurduğu ilişki üzerinden ele alınan bir eğitim yapısı önerisidir.
İTÜ kampüsü içerisinde konumlanan bu yarışma projesini, İzmir merkezli mimarlık ofisi olarak ele aldığımız tasarım sürecinde; mevcut tarihi yapıların sürekliliğini gözeten, yeni yapı ile eski yapı arasında dengeli ve bütüncül bir ilişki kuran bir yaklaşım benimsedik.
Projede, kampüs içerisindeki yaya hareketlerini güçlendiren, farklı kotları birbirine bağlayan ve kullanıcılar arası etkileşimi artıran bir mekânsal kurgu geliştirdik. Eğitim yapısını yalnızca dersliklerden oluşan bir yapı olarak değil; öğrenciler, akademisyenler ve ziyaretçiler arasında karşılaşmaları ve etkileşimi destekleyen bir öğrenme ortamı olarak ele aldık.
Bu doğrultuda öneri, mevcut kampüs dokusu ile bütünleşen, tarihsel katmanları koruyan ve çağdaş eğitim ihtiyaçlarına cevap veren esnek ve geçirgen bir mekânsal sistem olarak kurgulanmıştır.
Tasarımın temel çıkış noktası, mevcut tarihi yapıların baskılanmadan korunması ve yeni yapıların bu doku ile uyumlu bir şekilde konumlandırılmasıdır.
Bu bağlamda önerilen yeni kütleler, alan içerisinde parçalı bir yerleşim anlayışıyla ele alınmış; mevcut yapılarla birlikte okunabilen bir mekânsal kurgu oluşturulmuştur.
Proje yalnızca bir yapı tasarımı değil, aynı zamanda bir kampüs organizasyonu olarak değerlendirilmiştir.
Açık alanlar, geçiş aksları ve ortak kullanım mekânları, kullanıcıların karşılaşma ve etkileşim potansiyelini artıracak şekilde kurgulanmıştır.
Önerilen yapı kütleleri, şeffaf ve yarı geçirgen cephe sistemleri ile tanımlanmıştır.
Bu yaklaşım, hem iç mekân ile dış mekân arasında görsel süreklilik kurar hem de kampüs yaşamını dışarıya yansıtan bir mimari dil oluşturur.
Kesit kurgusunda, farklı kotlar arasında güçlü bağlantılar kurulmuş; düşey sirkülasyon elemanları yapının mekânsal deneyiminin önemli bir parçası haline getirilmiştir.
Bu sayede kullanıcı hareketi yalnızca yatay düzlemde değil, üç boyutlu bir kampüs deneyimi olarak ele alınmıştır.Zemin kotunda oluşturulan geçirgen alanlar, kampüsün kent ile ilişkisini güçlendirirken; üst kotlarda yer alan yarı kamusal mekânlar daha kontrollü kullanım senaryolarına olanak tanır.
Cephe tasarımında kullanılan dikey elemanlar, yapıya ritmik bir ifade kazandırırken aynı zamanda güneş kontrolü sağlayan bir sistem olarak çalışır.
Bu elemanlar, yapının bütününde tutarlı bir mimari dil oluşturur.