İzmir’in Narlıdere ilçesinde yer alan Bilim ve Araştırma Merkezi, farklı disiplinlerde yürütülecek bilimsel çalışmalar için laboratuvarlar, atölyeler ve teknik mekânlar içeren bir yapı olarak tasarlanmıştır.
Narlıdere’de konumlanan bu bilim yapısını, İzmir mimarlık ofisi olarak ele aldığımız tasarım sürecinde; araştırma, üretim ve paylaşım süreçlerini destekleyen, esnek ve işlevsel bir mekânsal kurgu geliştirmeyi hedefledik.
Projede, farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayabilen mekân organizasyonu ile teknik gereklilikleri karşılayan bir altyapıyı birlikte ele aldık. Laboratuvarlar, atölyeler ve ortak kullanım alanları arasındaki ilişki, kullanıcı etkileşimini artıran ve disiplinler arası çalışmayı destekleyen bir sistem üzerinden kurgulanmıştır.
Bu doğrultuda yapı, yalnızca teknik gereksinimleri karşılayan bir araştırma merkezi olarak değil; bilgi üretimini teşvik eden, kullanıcılar arası etkileşimi güçlendiren ve süreklilik sağlayan bir mekânsal organizasyon olarak ele alınmıştır.
Yapı, bulunduğu doğal çevre ile ilişki kuran ancak aynı zamanda kontrollü ve içe dönük bir çalışma ortamı sunan bir anlayışla ele alınmıştır.
Bu doğrultuda proje, dış çevre ile kurduğu ilişkiyi seçici hale getirirken, iç mekân organizasyonunda verimlilik ve işlevselliği ön planda tutar.
Yapı programı; farklı ölçeklerde laboratuvarlar, teknik hacimler, idari birimler ve ortak kullanım alanlarından oluşmaktadır.
Plan organizasyonu, bu farklı işlevlerin bir arada çalışmasını kolaylaştıracak şekilde kurgulanmış; dolaşım alanları ile mekânlar arasında açık ve okunabilir bir ilişki kurulmuştur.
Yapının cephe tasarımında, iç mekânların ihtiyaçlarına cevap veren kontrollü açıklıklar ve güneş kırıcı elemanlar belirleyici olmuştur.
Cephede kullanılan ritmik elemanlar, yapıya güçlü bir karakter kazandırırken, aynı zamanda iç mekânlarda ışık kontrolünü sağlayan bir filtre görevi görür.
Farklı araştırma ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla mekânlar esnek kullanım senaryolarına uygun şekilde tasarlanmıştır.
Bu yaklaşım, yapının zaman içerisinde değişen ihtiyaçlara uyum sağlayabilmesini mümkün kılar.
Yapı kütlesi, parçalı bir kurgu ile ele alınarak hem ölçek etkisi dengelenmiş hem de açık alan ile kurulan ilişki güçlendirilmiştir.
Bu kurgu, yapı çevresinde yarı kamusal açık alanlar ve geçiş mekânları oluşmasına olanak tanır.